Geri Bildirim
Tutunma
Tutunma

Tutunma

263

Hepimizin ihtiyaç duyduğu ve tutunduğu bir şey var hayatta. Tutunduğumuz bazen hayatın kendisi, bazen sevdiklerimiz, bazen hayallerimiz, bazen de işimiz ve inançlarımız. 

Tutunma, bir varolma mücadelesi hatta varolmanın kendisidir. 

İnsan yavrusunun süreci de ana rahmine tutunabilmesiyle başlar. Bu mucizevi sürecin gerçekleşmesi kimi zaman tesadüfi olsa da, çoğu zaman arzulanan, beklenen ve hatta bazen yoğun bir çabanın sonucudur.  

Tohumun toprakta filizlenmesi gibi, sperm ve yumurtanın birleşip zigotu oluşturabilmesi için uygun bir ortama ihtiyacı vardır. Ana rahmi de embriyoya tutunacağı, kökleneceği ve yeşereceği bu ortamı sunar.  

Bu kapsayıcı ortam (rahim), tutunma için gerekli koşulları sağlarken  tutma görevi de görür. Tutma ve tutunma aynı zamanda gerçekleşir. Ana rahminde başlayan ve ana karnında devam eden bu fizyolojik süreç aslında çok daha önce anne ve baba adayının zihninde oluşur. Her şey bir çocuğun düşlenmesi ile başlar. Çocuk rahme düşmeden çok önce kadın ve erkeğin zihninde tutulur, taşınır.  

Bu düşlemdeki umut, istek ve korkuların oranı tutunmanın da psikolojik belirleyicisi olur. Gebelik ve sonrasıyla ilgili endişe ve korkuların yoğunluğu nedeniyle çocuk henüz zihinde bile taşınamaz. Bu da bazen döllenmeyi bazen de tutunmayı engeller. Bu durum sadece kadınla ya da sadece erkekle iligili değil aynı anda her ikisiyle de ilgili olabilir.

Psikolojik destek, fiziksel bir engele bağlı olmaksızın gerçekleşmeyen gebelik süreçlerinde, ruhsal faktörlerin anlaşılması ve ortadan kaldırılmasında etkili olabilmektedir

Kadın ve erkeğin zihinlerinde tasarlanan çocuğun, kadının rahminde tutunması yerini her şey yolunda giderse anne karnında taşınmasına bırakır. Taşıma ve taşınma eş zamanlı gerçekleşir. Annebebek arasında fiziksel ve duygusal bir bağ oluşur. Her ikisi içinde değişim ve gelişim söz konusudur ve bu yeni koşullara birlikte uyumlanmaya çalışırlar. 

Anne ve bebek daha anne karnında bir bağ kurarlar. Bu bağ hem fizyolojik hem de duygusaldır. Bebek tüm fizyolojik ihtiyaçlarını göbek kordonu üzerinden karşılar. Tam anlamıyla simbiyoz (ortak yaşam) söz konusudur. 

Fizyolojik doğumla birlikte otomatik işleyen bu süreç bozulur. Göbek kordonu kesilir. Önce zihinde, ardından karında taşınan bebeğin artık kucakta taşınma zamanıdır. Annenin gözünün, bebeğin üzerinde olması, fiziksel ve duygusal ihtiyaçlarını karşılaması, güvenliğini sağlaması, kısaca bebeği hayatta tutması gereken bir dönemdir. Bebeğin anneyle kuracağı bağ aynı zamanda dünyayla kuracağı ilk bağ olma özelliğini taşır. Anne, bebek için güvenli bir üs görevi görür. Aynı zamanda dünyayı tanımasını sağlar. Annenin yeterince iyi bakım vererek; sıcaklık, duygusal yakınlık ve fiziksel bakım, oluşturacağı tutma ortamı bebeğin aynı zamanda hayata bağlanmasını-tutunmasını sağlar.

Annenin dokunuşu, kucaklayışı, ses tonu ve duygusu iyi hissettirdiği ölçüde, bebek psikolojik anlamda anneyle yeniden bir simbiyoz kurar. Bu simbiyoz, güvenli bağlanma, bebeğin Temel Güven Duygusu’ nun gelişiminde önemli rol oynar. Temel güven duygusu bebeğin şimdi ve gelecekte kendine, diğerlerine ve hayata umutla tutunabilmesini sağlar. Bu duyguyla yolculuğuna başlayan bireyler hayat boyu karşılaşacakları zorluklar karşısında umut duygularını kaybetmez ve bir şekilde devam etme motivasyonunu gösterirler.  

Anne bebeği, baba ise anne ve bebeği taşır.

Her ne kadar her şey anne-bebek arasında gibi görünse de baba da işin içindedir/ olmalıdır. Sadece bebek yoktur, anne-bebek ikilisi vardır. Dolayısıyla bebeğin fiziksel ve duygusal ihtiyaçları kadar anneninkiler de karşılanmalıdır. Bu nokta da babanın annenin ihtiyaçlarını farketme ve karşılama konusunda duyarlı olması son derece önemlidir.

Anne-bebek ilişkisinde belirginleşen, tutarlılığa ve sürekliliğe ihtiyaç duyan bu duygusal bağ öncelikli olarak anneye karşı oluşsa da bireyin yaşamındaki en önemli kişilerin anne ve baba olduğu unutulmamalıdır. Temel bağlanma anneyle olduğu kadar babayla da olmakta ve olmalıdır. Baba-bebek bağlanmasını belirleyen unsurların başında da anne ile babanın ilişkisi gelir. Baba çocuklarının kendini sevmesini istiyorsa annenin zihnindeki baba tasarımını iyileştirebilmelidir. Anne-babayla kurulan bu duygusal bağ genç ve erişkin ruh sağlığı açısından da belirleyici rol oynayacaktır. 

Hayat karşılarına ne çıkarırsa çıkarsın, umudunu yitirmeyen, mücadele edip yaşama dört elle tutunan sağlıklı nesiller yetiştirebilmek dileğiyle…


Psikolog